İbrahim Kayaoğlu

Sorumluluk Almak Emanettir...

İbrahim Kayaoğlu

Emanet, imza atılan bir sözleşmedir

Emanet, yalnızca teslim alınan bir eşya değildir.

Emanet; bir görevdir, bir yetkidir, bir makamdır, bir bütçedir, bir anahtardır, bir araçtır…

Daha da önemlisi: Vicdana bırakılmış bir imtihandır.

Bir insan sorumluluk aldığında, aslında görünmez bir sözleşmeye imza atar.

O sözleşmenin tarafları kanun, toplum ve Allah’tır.

Altında imza yoktur belki; ama hesabı ağırdır.

Bir memurun masasındaki dosya emanettir.

O dosyada bekleyen vatandaşın umudu vardır.

Bir işçinin kullandığı makine emanettir.

İşini savsaklamak sadece üretimi değil, başkalarının ekmeğini de tehlikeye atar.

Bir vakfın, bir derneğin başına geçen kişi için kasa, bağış, yetki ve itibar emanettir.

Orası kişisel vitrini değil; hizmet kapısıdır.

İşverenin verdiği araç, bilgisayar, bütçe, yetki…

Hepsi emanettir.

“Nasıl olsa kimse görmez” diye başlayan her cümle, emanete atılan ilk çatlaktır.

Çünkü emanet, kontrol kamerasıyla değil; vicdanla korunur.

Gönüllülük maskesi altında sorumluluk

Son yıllarda özellikle sivil toplum kuruluşlarında önemli bir yanılgı yayılıyor:

“Nasıl olsa gönüllüyüz.”

Hayır.

Gönüllü olmak, hesap dışı olmak değildir.

Ücretsiz çalışmak, keyfi davranma ruhsatı değildir.

Bir STK’da görev almak, isteyerek yüklenilen bir sorumluluktur.

Ve isteyerek alınan her sorumluluk, emanete dönüşür.

O koltuk; tanınırlık kazanma yeri değildir.

O imza yetkisi; yakınlara yol açma aracı değildir.

O bağışlar; şahsi prestij fonu değildir.

Emanetin olduğu yerde keyfilik olmaz.

Şeffaflık olur.

Hesap verebilirlik olur.

Titizlik olur.

Dünya Hesabı, Ahiret Hesabı

Biz çoğu zaman hesabı yalnızca bu dünyayla sınırlıyoruz:

“Yakalanırsam ceza var.”

“Ortaya çıkarsa sorun olur.”

Oysa emanet bilinci daha derin bir yerde durur:

“Kimse görmese bile doğru olanı yapmalıyım.”

Çünkü yapan için mükâfat iki yerdedir:

Bu dünyada güven kazanır, ahirette karşılığını bulur.

Yapmayan için de hesap iki yerdedir:

Bu dünyada itibarı erir, ahirette vebali ağırdır.

Tercih ise baştan bellidir.

Kimse zorla sorumluluk almaz.

Kimse zorla bir makamda oturtulmaz.

Alıyorsan; hakkını vereceksin.

Oturuyorsan; yükünü taşıyacaksın.

İmza atıyorsan; bedelini de göze alacaksın.

Toplumun Çöküşü Nereden Başlar?

Toplumlar büyük felaketlerle değil, küçük ihanetlerle çürür.

Bir dosyanın bekletilmesiyle…

Bir bağışın amacından saptırılmasıyla…

Bir aracın kişisel işte kullanılmasıyla…

Bir yetkinin eşe dosta aktarılmasıyla…

Emanet bilinci kaybolduğunda, kurumlar ayakta dursa da içi boşalır.

O yüzden bugün yeniden sormamız gerekiyor:

Üzerimizdeki görevler gerçekten omuzlarımızda mı, yoksa yalnızca kartvizitlerimizde mi duruyor?

Emanet ağırdır.

Ama taşıyanı yüceltir.

İhanet kolaydır.

Ama sahibini küçültür.

Sonunda herkes kendi imzasının altındaki satırla baş başa kalır.

Sorumluluğu alan için yol bellidir:

Ya hakkıyla taşır…

Ya da emaneti zedeleyenlerden olur.

Başka bir üçüncü yol yoktur.
 

Yazarın Diğer Yazıları