Adalet herkese lâzımdır
İbrahim Kayaoğlu
Hukuk fakültesinde bir öğretim görevlisi derse girer ve bir öğrenciye adını sorar.
Öğrenci “Ali” diye cevap verir.
Öğretmen öğrencinin dersten dışarı çıkmasını ister. Hiçbir şey sorma ve bir daha da dersime katılmayacaksın der.
Bütün öğrenciler şaşkınlık içindedir. Neye uğradığını şaşıran Ali, sessizce sınıfı terk eder.
Herkes ne olduğunu anlamaya çalışır ama sınıfta tek bir ses bile çıkmaz.
Öğretim görevlisi sınıftaki sessizlikle birlikte yavaş yavaş dolaşmaya başlar. Öğrencileri süzer, göz temasından kaçan bakışları fark eder ve derse geçer.
“Kanunlar ne için vardır?” diye sorar.
Cevaplar ardı ardına gelir:
Düzeni sağlamak için…
Toplumda hak ve hürriyetleri korumak için…
Yaşam hakkını güvence altına almak için…
Devlete olan güveni tesis etmek için…
Vatandaşın hakkını yasal yollardan arayabilmesi için…
Hoca “Başka?” diye sorar.
Bir öğrenci ayağa kalkar ve tek kelime eder:
“Adalet için.”
Hoca parmağıyla onu işaret eder.
“İşte aradığım cevap bu” der ve devam eder:
“Peki, az önce arkadaşınıza adaletsiz davrandım mı?”
Sınıf hep bir ağızdan cevap verir:
“Evet hocam.”
Öğretim görevlisi kapıyı açar, Ali’yi içeri davet eder, teşekkür eder ve yerine oturmasını söyler.
Herkes bunun bir senaryo olduğunu anlar.
Ama ders bitmemiştir.
Hoca son sözlerini söyler:
“Peki hepiniz buna şahit oldunuz. Neden tepki göstermediniz?
Neden bir açıklama istemediniz?
Neden arkadaşınızın hakkını savunmadınız?”
Sınıfta derin bir sessizlik vardır.
Ve hoca dersi şu sözlerle bitirir:
“Asla ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ zihniyetinde olmayın.
O yılan bir gün mutlaka sizi de sokacaktır.”
“Adaletsizliğe şahit olup göz yuman insanlar, haysiyet ve onurlarını kaybetmeye mahkûmdur.”
“Bir şahsa karşı yapılan haksızlık, herkese karşı yapılmış bir tehdittir.”
Bu hikâye bir sınıfta biter ama dünyada devam eder.
Bugün dünya, o sınıftaki öğrencilerden farksızdır.
Zulüm açıkça işlenirken bakışlar kaçırılmakta, sesler kısılmakta, vicdanlar susturulmaktadır.
Gazze’de çocuklar bombalar altında can verirken,
Doğu Türkistan’da bir halk kimliğiyle yok edilirken,
Afrika’da açlık bir kader gibi sunulurken,
Ukrayna’da siviller toprağa düşerken…
Herkes görüyor.
Herkes biliyor.
Ama çok azı konuşuyor.
Çünkü günümüz dünyasının en yaygın savunması şudur:
“Bu benim meselem değil.”
Oysa adalet tam da burada ölür.
Adaletsizlik karşısında susmak tarafsızlık değildir.
Susmak, zalimin işini kolaylaştırmaktır.
Sessizlik, haksızlığın en sadık müttefikidir.
Bugün bir ülkeye yapılan haksızlık, yarın başka bir ülkeye örnek olur.
Bugün bir halka reva görülen zulüm, yarın evrensel bir norma dönüşür.
Bugün savunulmayan adalet, yarın kimseyi savunmaz.
Tıpkı sınıftaki Ali gibi…
Bugün kapı dışarı edilen başkasıdır,
Yarın sıra sana gelir.
İşte bu yüzden adalet sadece mahkeme salonlarının konusu değildir.
Adalet; sokakta, meydanda, vicdanda ve sessizlik anında başlar.
Ve unutulmamalıdır:
Adalet, herkese lâzımdır.
Ama en çok da,
Bugün susanlara…