YİNE BİR 25 MART, YİNE KALPLER ÜŞÜYOR…
İbrahim Kayaoğlu
“Bir dava Allah için ise, onun kısa ömürlü olması ve başarısız olması mümkün değildir. Bir takım meseleler karşısında eğer başarısızlık söz konusu olmuşsa, orada ihlas eksikliği vardır. Cenab-ı Allah samimi yapılan hiçbir işi karşılıksız bırakmaz.”
Bugün yine 25 Mart… Takvim yaprakları aynı günü gösterirken, yüreğimizde aynı sızı, aynı hüzün yeniden yankılanıyor. Aradan yıllar geçse de bazı acılar tazeliğini korur. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, milletin hafızasına iz bırakırlar. İşte Muhsin Yazıcıoğlu da bu milletin gönlünde silinmeyecek bir yer edinen isimlerden biridir.
Onun aramızdan ayrılışının üzerinden on yedi yıl geçti. Fakat ne gariptir ki geçen zaman özlemi azaltmadı, bilakis artırdı. Peki neden? Çünkü o, sadece bir siyasi figür değil; inandığı değerleri hayatının merkezine koymuş bir dava adamıydı.
Yaklaşık kırk yıllık siyasi hayatı boyunca nice badirelerden geçti. Darbe dönemlerinin karanlık günlerinde zindanlara atıldı, 28 Şubat Süreci’nin baskıcı atmosferinde tehditlere maruz kaldı. Ama o hiçbir zaman eğilmedi, hiçbir zaman inandığı hakikatten taviz vermedi. Duruşu, konjonktüre göre değişmedi. Çünkü onun pusulası makamlar değil, ilkelerdi.
Onun siyaset anlayışını anlamak için sadece söylediklerine değil, kritik anlarda sergilediği tavırlara bakmak gerekir. İşte bu tavırlardan biri de Necmettin Erbakan liderliğindeki hükümet döneminde ortaya koyduğu duruştur. Kendi siyasi çizgisi ve partisi olmasına rağmen, o günün şartlarında açıkça şu ifadeyi kullanmıştır:
“Müslümanların iktidarına engel olmam.”
Bu söz, sıradan bir siyasi destek beyanı değil; bir ilkenin, bir bakış açısının ifadesidir. Kişisel ya da partisel hesapları bir kenara bırakıp, ümmetin ve milletin hayrını önceleyen bir anlayışın tezahürüdür. O, siyaseti bir rekabet alanı olarak değil, hakka hizmet etme zemini olarak görmüştür. Bu yüzden gerektiğinde geri planda durmayı da, destek vermeyi de bilmiştir.
Yine aynı şekilde, dönemin Şimon Peres’in Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuşma yaptığı oturuma katılmayarak sergilediği tavır da onun vicdani duruşunun en net örneklerinden biridir. “Emzikli bebekleri öldürenlerin konuşmasını dinlemem.” diyerek sadece bir protesto değil, bir insanlık çağrısı yapmıştır.
Onun gönlü sadece bu topraklarla sınırlı değildi. Bosna’da akan gözyaşı da, Çeçenistan’da yükselen feryat da, Filistin’de yaşanan zulüm de onun yüreğinde karşılık bulmuştur. Çünkü o, sınırları aşan bir merhametin temsilcisiydi.
Siyasi hayatı boyunca partisi seçim barajını aşamamış olabilir. Ancak o, gönüllerde kurduğu tahtla aslında en büyük başarıyı elde etmiştir. Çünkü onun için siyaset; rakamlarla ölçülen bir başarı değil, samimiyetle yürütülen bir mücadeleydi.
Mütevazı bir hayat sürdü. Gösterişten uzak, sade ama derin bir yaşam… Doğruluğu, dürüstlüğü ve inancı kendine rehber edindi. Zorluklar karşısında yılmadı, mücadeleden vazgeçmedi. En önemlisi de, her zaman “kul olabilmeyi” en büyük makam olarak gördü.
Bugün hâlâ adı anıldığında gönüllerde bir sızı oluşuyorsa, bu sadece bir özlem değildir. Bu; samimiyete, ahlaka, ilkeli duruşa duyulan hasretin ifadesidir. Çünkü insanlar, söylediğini yaşayan, yaşadığına şahitlik eden şahsiyetleri unutmaz.
Onun şu sözü, bugün belki de her zamankinden daha fazla anlam taşıyor:
“Cenab-ı Allah samimiyetle yapılmış hiçbir işi karşılıksız bırakmaz.”
Evet… 25 Mart’lar gelip geçiyor. Ama geride kalan sadece bir hatıra değil; bir ölçü, bir duruş, bir miras oluyor. Bugün bize düşen ise o mirası anlamak ve yaşatabilmektir.
Muhsin Yazıcıoğlu bu milletin gönlünde yaşamaya devam edecek.
Ve onun o unutulmaz sözüyle bitirelim:
“Mukaddes davalarda ölmek bile güzeldir.”