Toplumu Derinden Zedeleyen Bir Hastalık: Gıybet
İbrahim Kayaoğlu
Toplumları ayakta tutan en önemli değerlerin başında güven gelir.
Güvenin olmadığı yerde ne samimi dostluklar gelişir ne de sağlam bir sosyal yapı inşa edilebilir. Ne var ki, günümüzde bu güveni sinsice kemiren, görünmeyen ama etkisi derin bir hastalık var: gıybet.
Gıybet; bir insanın arkasından, hoşuna gitmeyecek şekilde konuşmak, onun kusurlarını dillendirmek ve onurunu zedelemektir.
Çoğu zaman basit bir sohbet gibi başlayan bu durum, aslında bireyler arası ilişkileri zehirleyen bir virüs gibidir. İnsanlar farkında olmadan bu hastalığın taşıyıcısı haline gelir ve toplumun dokusu yavaş yavaş tahrip olur.
Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim, gıybeti son derece çarpıcı bir benzetmeyle anlatır: “Ölü kardeşinin etini yemek.” Bu ifade, gıybetin ne denli ağır bir ahlaki çöküş olduğunu gözler önüne serer.
Çünkü burada sadece bir söz değil, bir insanın haysiyeti hedef alınmaktadır.
Gıybetin en tehlikeli yönlerinden biri de normalleşmesidir. Günlük sohbetlerde, iş ortamlarında, hatta dost meclislerinde bile “sadece konuşuyoruz” bahanesiyle yapılan bu davranış, zamanla vicdanları köreltir.
Oysa her söylenen söz, ya bir kalbi inşa eder ya da yıkar. Gıybet ise çoğu zaman yıkmayı tercih eder.
Toplumsal açıdan bakıldığında gıybet; güvensizliği artırır, insanlar arasında şüpheyi yayar ve birlik duygusunu zedeler. Bir kişinin arkasından konuşan, yarın bir başkasının da arkasından konuşabilir. Bu da toplumda sürekli bir tedirginlik hali oluşturur.
Kimse kimseye tam anlamıyla güvenemez hale gelir.
Bireysel açıdan ise gıybet, insanın maneviyatını zayıflatır. Dilin kontrol edilememesi, kalbin de kontrolsüz hale gelmesine neden olur. Zamanla insan, başkalarının kusurlarıyla meşgul olurken kendi eksiklerini göremez hale gelir.
Oysa gerçek olgunluk, başkasını konuşmak yerine kendini düzeltmeye yönelmektir.
Peki çözüm nedir?
Öncelikle farkındalık…
Gıybetin basit bir söz değil, ciddi bir ahlaki sorun olduğunu kabul etmek gerekir. Ardından dil terbiyesi… Konuşmadan önce “Bu sözüm faydalı mı?” sorusunu sormak, birçok yanlışın önüne geçecektir.
Ve en önemlisi empati… Kendi arkamızdan böyle konuşulmasını ister miydik?
Unutmamak gerekir ki, güçlü toplumlar sadece ekonomik ya da siyasi güçle değil; ahlaki değerlerle ayakta kalır. Gıybetten arınmış bir dil, temiz bir kalbin ve sağlıklı bir toplumun habercisidir.
Belki de bugün, kendimize şu soruyu sormanın tam zamanıdır:
“Ben sözlerimle bir gönül mü yapıyorum, yoksa bir gönül mü yıkıyorum?”
Sizde kendinize lütfen sorun?