Toplumsal barış kimsenin eğlencesi değildir
İbrahim Kayaoğlu
Sözde mizah, özde provokasyon gibi…
Meseleye fıkra, latife ya da anlık bir gaf penceresinden bakıp geçmek, maruz kaldığımız tehlikeyi küçümsemektir. Ortada hafife alınacak bir durum yok; aksine, mesele tam anlamıyla bir turnusol kağıdıdır.
Türkiye, onlarca yıldır etnik kimlikler üzerinden kurulan kirli tuzakların, yaşatılan acıların, yaratılan yapay çatışmaların ve körüklenen kutuplaşmaların bedelini çok ağır ödedi, malıyla, canıyla ödedi.
Bugün toplumun her kesimi, geçmişin yaralarını sarmak, yeni bir kardeşlik hukuku inşa etmek ve önyargıları yıkmak için samimi bir çaba harcarken; birilerinin fıkra adı altında ırkçı ve aşağılayıcı ezberleri yeniden piyasaya sürmesi sıradan bir "dil sürçmesi" olarak geçiştirilemez.
Bu ekonomik güce sahip yılların birikimine sahip yılların tecrübesi ne idüğü belirsiz anlamsız her kesime kullanılabilecek bu rezil cümleleri kullanmak hiç size yakıştı mı?
Soruyoruz: Bu cüret nereden gelmektedir?
Toplumun kılcal damarlarıyla oynamak, bir etnik kökeni fıkra malzemesi yaparak aşağılamak, yürütülen normalleşme ve kardeşlik iklimini baltalamak kimin ajandasına hizmet etmektedir?
Eğer bu ifadeler bilinçli bir provokasyonsa, karşımızda açık bir toplumsal barış suikastı var demektir.
Yok eğer "farkında olmadan" yapılmışsa, bu da içinde yaşanılan topluma, onun acılarına ve hassasiyetlerine karşı korkunç bir fildişi kule körlüğüdür.
Herkes şunu çok iyi bilmek zorundadır: Eski yaraları kaşımayı, etnik kökenler üzerinden toplumu provoke etmeyi ve insanları birbirine düşürmeyi marifet sananların devri kapanmıştır.
Makamı, serveti, unvanı ya da soyadı ne olursa olsun; hiç kimse toplumsal barıştan, ortak vicdandan ve yasalar önündeki sorumluluktan muaf değildir. Muazzam bir ekonomik güce ya da seçkin bir unvana sahip olmak, hiç kimseye bu ülkenin asıl unsurlarını, insanlarını kökenleri üzerinden tahkir etme hakkı ve imtiyazı tanımaz.
Ağızdan çıkan her ayrıştırıcı sözün, sokağa yansıyan her zehirli dilin hesabı toplumsal vicdanda da, hukuk karşısında da ciddiyetle sorulmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı, elitlerin üstenci kibirleriyle ürettiği yeni gerilimler değil, amasız fakatsız bir arada yaşama iradesidir. Kimlikler üzerinden üstünlük taslama devri bitmiştir.
Bu ülkenin geleceğini, geçmişin köhne önyargılarıyla toplumu bölmeye çalışan fıkralar değil; ortak akıl, ortak onur ve haddini bilen bir sorumluluk bilinci belirleyecektir.