Sessizliğin Yankısı: Kudüs'te İnançlar ve Tepkiler Arasındaki Uçurum
İbrahim Kayaoğlu
Kudüs…
Sadece bir şehir değil; üç büyük dinin kalbi, insanlığın ortak hafızasıdır. Kudüs, asırlardır inançların kesiştiği, duaların göğe yükseldiği mübarek bir mekân olmuştur. Ancak bugün o kadim şehirde yaşananlar, sadece bir inancı değil, insanlığın vicdanını sınayan bir tabloyu gözler önüne seriyor.
Geçtiğimiz günlerde Palm Sunday ayini için Kutsal Kabir Kilisesi’ne gitmek isteyen Hristiyan din adamlarının İsrail polisi tarafından engellenmesi, Batı dünyasında ciddi bir yankı uyandırdı. İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’nin “Bu sadece inananlara değil, insanlığa hakarettir” sözleri, Avrupa’nın refleksini açıkça ortaya koydu. Diplomatik tepki gecikmedi, büyükelçiler çağrıldı, sert açıklamalar peş peşe geldi.
Peki ya aynı Kudüs’te, sadece birkaç kilometre ötede bulunan Mescid-i Aksa?
Günlerdir kısıtlamalar altında. Kapılar kapalı, ibadetler engelleniyor, Müslümanların en kutsal mekânlarından biri adeta sessizliğe mahkûm edilmiş durumda. Ama İslam dünyasından yükselen ses… Ne yazık ki cılız. Hatta çoğu zaman yok hükmünde.
İşte tam burada insanın zihnini kemiren o soru beliriyor:
Neden?
Neden Hristiyan dünyası kendi kutsallarına yapılan müdahaleye karşı tek ses olabiliyor da, İslam dünyası Mescid-i Aksa söz konusu olduğunda bu kadar dağınık, bu kadar suskun kalıyor?
Bu bir siyasi mesele midir?
Yoksa daha derin bir zihinsel dağınıklığın sonucu mu?
Bugün mesele sadece bir ibadethanenin kapatılması değildir. Mesele; inanca saygı, insan hakları ve evrensel değerlerdir. Eğer bir gün bir kutsal mekâna yapılan müdahale karşısında ses çıkarılmazsa, ertesi gün başka bir kutsalın da aynı akıbete uğraması kaçınılmaz olur.
İsrail’in güvenlik gerekçesiyle attığı adımlar, her defasında başka bir inancın özgürlüğünü kısıtladığında; dünya ya birlikte karşı duracak ya da bu tür uygulamalar normalleşecektir.
Ancak burada daha acı olan gerçek şudur:
Başkalarının sesini yükseltmesini bekleyen bir ümmet görüntüsü…
Oysa tarih bize başka bir tablo anlatır. İnançların güvence altında olduğu, farklı dinlerin huzur içinde yaşadığı dönemler, güçlü ve adaletli yönetimlerin eseridir. Bugün ise ne yazık ki parçalanmışlık, çıkar çatışmaları ve siyasi hesaplar, ortak bir duruşun önüne geçmektedir.
Şunu açıkça söylemek gerekir:
Bu bir “dinler arası rekabet” meselesi değil, bir “insanlık onuru” meselesidir.
Eğer Kutsal Kabir Kilisesi’nde yaşanan bir engelleme insanlığa hakaret sayılıyorsa, aynı şekilde Mescid-i Aksa’ya yönelik kısıtlamalar da aynı hassasiyetle değerlendirilmelidir.
Bugün eksik olan şey güç değil…
Eksik olan şey birlik, irade ve ses.
Ve belki de en çok eksik olan şey,
Kendi kutsalına sahip çıkma cesareti.
Çünkü unutulmamalıdır:
Sessizlik bazen en yüksek çığlıktır.
Ama duyulmadığında… Sadece kaybolur.