İbrahim Kayaoğlu

Şehirleri Beton Değil, İnsanlar Büyütür

İbrahim Kayaoğlu

Bazı yolculuklar vardır; sadece bir şehirden diğerine gitmezsiniz. Kendinizle de karşılaşırsınız. Uzun yılların ardından yeniden Ankara'ya gelişim, işte böyle bir yolculuktu.

Arada bir uğramış olsam da bu kez şehre başka bir gözle baktım. Başkent büyümüş... Geniş bulvarlar, yükselen gökdelenler, düzenli parklar ve modern yaşam alanları... Ankara, fiziki anlamda gerçekten büyük bir değişim yaşamış.

Ancak hayatın değişmeyen bir gerçeği var:

Her büyümenin bir bedeli olur.

Ankara'nın en ağır bedellerinden biri ise ulaşım olmuş. Trafik artık sadece zaman kaybettirmiyor; sabrı tüketiyor, ömrü yoruyor, insanların ruh dünyasını sessizce örseliyor. Direksiyon başında geçen saatler, aslında hayattan eksilen saatler oluyor.

Benim Ankara'daki imtihanım ise trafikten sonra başladı.

Dairemde küçük bir tadilat yaptırmak istedim. Küçücük bir işti. Fakat usta bulmak neredeyse imkânsızdı. Bulduğunuzda ise fiyatlar akıl ve vicdan sınırlarını zorluyordu. Üç katına razı oluyorsunuz, karşınıza on katını isteyenler çıkıyor. Bazıları ise işi küçük gördüğü için kapınıza bile uğramıyor.

İşte o an insan, yapılan işten çok, kendisine verilen değeri sorguluyor.

Üzülüyorsunuz...

Direniyorsunuz...

Direndikçe yoruluyor, yoruldukça umudunuz eksiliyor.

Tam da "Artık yeter." dediğiniz anda, Cenâb-ı Hak hiç beklemediğiniz bir kapıyı aralıyor.

Karşıma Alirıza Şengül çıktı.
Artvin'in vakur insanlarından biri...

Hayatın yükünü omuzlamış, nice imtihanlardan geçmiş, mücadele eden bir emek ve Dava insanı...

O gün rahatsızdı.

Buram, buram ter döküyordu.

Ama bütün yorgunluğuna rağmen gönlü dimdik ayakta.

Yaptığı işe değil, insana değer veren bir güzel yürek...

İşimi gördü.

Karşılığında tek kuruş istemedi.

Belki cebime para koymadı ama gönlüme umut bıraktı.

O gün anladım ki insanın bazen paraya değil, iyi bir insana ihtiyacı varmış.

Çünkü iyi insanlar sadece bir işi çözmez; umutsuzluğu da tamir eder.

Bir tebessümün, bir samimiyetin, "Ben yardımcı olurum." diyen bir cümlenin değeri bazen servetlerden daha büyüktür.

Eve dönerken kendi kendime şu sözü söyledim:

"Dünyayı değiştiremeyebilirim ama bir insanın yükünü hafifletebilirim. Bir çaresize çare, bir garibe dost, bir yorguna nefes olabilirim."

Belki de insan olmanın özü tam burada başlıyor.

Bugün geriye dönüp baktığımda Ankara'nın geniş yollarını değil, gönlü geniş bir insanını hatırlıyorum.

Çünkü şehirleri büyük yapan yollar değildir.

Şehirleri büyük yapan, o yollarda yürüyen vicdanlı insanlardır.

Göğe uzanan binalar elbette medeniyetin göstergesidir; ama göğe açılan dualar, bir milletin gerçek zenginliğidir.

Bir gün bu dünyadan gökdelenler de silinir, asfaltlar da eskir, makamlar da sahip değiştirir.

Fakat bir yetimin duasına, bir yolcunun gönlüne, bir çaresizin hatırasına dokunan iyilikler, zamanın eskitemediği tek miras olarak kalır.

Belki de Rabbimiz kıyamet günü bize kaç bina yaptığımızı değil; kaç gönül tamir ettiğimizi soracaktır.
İşte bu yüzden...

Bu ülkenin gerçek serveti petrolü, altını ya da yüksek binaları değildir.

Bu ülkenin gerçek serveti; Alirıza Şengül gibi, yaptığı iyiliği reklam etmeyen, karşılık beklemeyen, "İnsan olmanın" hâlâ mümkün olduğunu sessizce hatırlatan güzel insanlardır.

Rabbim böyle insanların sayısını artırsın.

Onların ömrüne bereket, sağlıklarına şifa, gönüllerine huzur ihsan eylesin.

Ve bizleri de, ardında mal değil dua; makam değil güzel hatıralar; alkış değil hayırla anılan bir isim bırakabilen kullarından eylesin.

Çünkü günün sonunda...

İnsan, yaşadığı şehir kadar değil; dokunduğu gönül kadar büyüktür.
 

Yazarın Diğer Yazıları