İbrahim Kayaoğlu

Kur'an- ı Kerime Göre Mü'minlerin Vasıfları

İbrahim Kayaoğlu

Mümin kimdir?

Sadece “inandım” diyen mi, yoksa inandığını hayatının her alanına aktarabilen mi? Kur’an-ı Kerim, mümini soyut bir kavram olarak bırakmaz; onu ayet ayet, vasıf vasıf tarif eder. İnancın sadece kalpte değil, ahlâkta, ibadette, sosyal hayatta ve duruşta nasıl tezahür etmesi gerektiğini açıkça ortaya koyar.

1. Kalbi Titreyen, İmanı Artan

Kur'an-ı Kerim, mümini önce kalbinden tanıtır:

“Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, kendilerine O’nun ayetleri okunduğunda imanları artar ve yalnız Rablerine tevekkül ederler.”

(Enfal Suresi, 2)

Demek ki müminin kalbi diri olacak. Allah’ın adı geçince duyarsız kalmayacak. Ayetler okunduğunda “zaten biliyorum” demeyecek; bilakis imanını tazeleyecek. Mümin, Rabbine güvenen insandır. Gücü makamda, parada, çevrede değil; Allah’a olan teslimiyetindedir.

2. Namazını kılan ve İnfakı esirgemeyen

Aynı surenin devamında müminin yaşam tarzı anlatılır:

“Onlar namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar.”

(Enfal Suresi, 3)

Namaz, müminin Rabbine bağlılığının ilanıdır. İnfak ise kul hakkına, toplumsal adalete olan duyarlılığının göstergesidir. Mümin sadece secdede değil, sokakta da imtihandadır. Elindeki nimetin emanet olduğunu bilir.

3. Boş ve Faydasız İşlerden Uzak durmak

“Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir… Onlar ki boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.”

(Müminun Suresi, 1-3)

Bugünün dünyasında belki de en zor vasıf budur. Gürültünün, dedikodunun, faydasız tartışmaların içine girmemek ve uzak durmak. Çünkü bunlardan kalbi muhafaza edebilmek… Mümin, enerjisini heba etmez. Sözü ölçülüdür, vakti kıymetlidir.

4. Emanete Sadık, Sözüne Vefalı

“Onlar emanetlerine ve verdikleri sözlere riayet ederler.”

(Müminun Suresi, 8)

Emanet sadece para ya da mal değildir. Makam emanettir. Görev emanettir. Aile emanettir. Devlet emanettir. Bir mümin için sorumluluk, ağır ama şerefli bir yüktür. Söz verip tutmamak, emaneti zayi etmek; mümin kimliğine yakışmaz.

5. Affeden ve Kötülüğü İyilikle Savar

“Onlar öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah iyilik yapanları sever.”

(Al-i İmran Suresi, 134)

Mümin güçsüz olduğu için değil, güçlü olduğu halde affeder. Öfke anında kendini tutabilmek, iman terbiyesinin meyvesidir. Bugün toplum olarak en çok ihtiyaç duyduğumuz haslet belki de budur.

Sonuç: İman Bir Kimliktir

Kur’an’ın çizdiği mümin portresi; sadece ibadet eden değil, ahlâkı kuşanan, adaleti gözeten, emaneti taşıyan, merhameti önceleyen bir insandır.
Mümin olmak, bir kimlik taşımaktır. O kimlik; evde baba, işte memur,çarsida esnaf, sokakta komşu, sandıkta seçmen, kürsüde yönetici olarak aynı istikameti korumayı gerektirir. İman, sadece dilde bir şehadet değil; hayatta bir şahadettir.

Soru şu:

Biz Kur’an’daki mümin tarifine ne kadar yakınız?

Belki de asıl tefekkür, başkalarının imanını tartmak değil; kendi kalbimizin Allah anıldığında titreyip titremediğine bakmak Rabbimizin buyruklarını hayatımıza ne kadar yanstıyoruz. İşte kurtuluşa erecek ve ebedi cennette kalacaklar  o buyruklara tabi olanlar olacaktır. Ne mutlu canlarıyla mallarıyla bedenleriyle imtihanı verip ebedi kalacakları Cennete Talip olanlara...
 

Yazarın Diğer Yazıları