İbrahim Kayaoğlu

HÜRMÜZ: BİR BOĞAZDAN FAZLASI

İbrahim Kayaoğlu

Tarih bazen tekerrür etmez ama güçlü bir şekilde hatırlatır. Bugün Ortadoğu’da yükselen gerilim, sadece bölgesel bir kriz değil; küresel sistemin sinir uçlarına dokunan bir kırılma ihtimalidir. Bu yüzden Ray Dalio’nun yaptığı benzetme sıradan bir yorum değil, adeta tarihsel bir alarmdır.

Dalio’nun şu cümlesi meseleyi özetliyor:

“Hürmüz Boğazı’nı kaybetmek Amerika için, 1956’da Süveyş Kanalı’nın İngiltere için olduğu şey olabilir.”

Bu cümleyi anlamak için 1956’ya gitmek gerekiyor.

O yıl, Süveyş Krizi ile birlikte İngiltere askeri olarak sahaya indi ama siyasi olarak geri çekilmek zorunda kaldı. Aslında kaybedilen bir savaş değil, kaybedilen bir algıydı. Dünya o gün şunu gördü: “İngiltere artık eskisi kadar güçlü değil.” İşte imparatorlukların sonunu başlatan kırılma tam da budur.

Bugün aynı soru Amerika için soruluyor.

Hürmüz neden bu kadar kritik?

Hürmüz Boğazı, modern dünyanın enerji atardamarlarından biridir. Küresel petrol arzının yaklaşık beşte biri buradan geçiyor. Bu sadece bir geçiş noktası değil; küresel ekonominin nefes borusu.

Eğer bu boğaz kapanırsa ya da kontrol tartışmalı hale gelirse ne olur?

Petrol fiyatları sıçrar. Enerji krizi derinleşir. Avrupa sarsılır, Asya’nın üretim çarkları yavaşlar. Küresel ekonomi bir anda kırılgan hale gelir.

Ama asıl mesele ekonomi değil.

Asıl mesele güç algısıdır.

İmparatorlukları yıkan şey yenilgi değil, güven kaybıdır

Dalio’nun 500 yıllık tarih analizinde ortaya koyduğu en kritik nokta şu:

Bir süper güç, kritik bir noktada meydan okumaya cevap veremezse sistem çözülmeye başlar.

Çünkü dünya şu soruyu sorar:

“Artık bu güç, sistemi koruyabiliyor mu?”

Eğer cevap “hayır” ise;

Müttefikler mesafe koyar

Sermaye daha güvenli limanlara kaçar

Para birimi zayıflar

Alternatif güçler yükselir

Bu süreç bir gecede olmaz ama geri dönüşü de zordur.

Bugün sahadaki gerçeklik

Amerika Birleşik Devletleri büyük bir askeri güç olabilir. Ancak son yıllarda yaşananlar —Vietnam’dan

Afganistan’a uzanan yıpratıcı süreçler— sadece askeri değil, psikolojik bir aşınmayı da beraberinde getirdi.

Öte yandan İran farklı bir strateji izliyor:

Hızlı zafer değil, uzun yıpratma.

Çünkü modern savaşlarda kazanan sadece daha güçlü olan değil, acıya daha uzun süre dayanabilen oluyor.

Bu noktada asimetrik bir gerçeklik ortaya çıkıyor:

Amerika için savaş, maliyet ve kamuoyu meselesi

İran için ise varoluş ve onur meselesi

İşte bu fark, çatışmanın seyrini belirleyebilir.

Asıl savaş cephede değil, zihinlerde

Bugün Hürmüz’de yaşanacak bir kriz, sadece tankerlerin geçişini değil, küresel sistemin güven dengesini de belirleyecek.

Eğer Amerika bu hattı açık tutamazsa;

Doların küresel hakimiyeti sorgulanır

Alternatif bloklar (örneğin BRICS) güç kazanır

Enerji ticaretinde yeni rotalar ve yeni ittifaklar oluşur

Ama eğer kontrolü sağlar ve kriz yönetimini başarıyla yürütürse;

Gücünü yeniden teyit eder

Müttefiklerini konsolide eder

Küresel liderliğini uzatır

Son söz

1956’da Süveyş, bir kanal olmanın ötesinde bir dönemin sonunu simgeledi.

Bugün Hürmüz de bir boğazdan fazlası.

Mesele petrol değil.

Mesele ticaret değil.

Mesele, dünyanın kime güveneceği.

Tarih bize şunu söylüyor:

İmparatorluklar savaşta değil, güven kaybında çöker.

Şimdi gözler Hürmüz’de.

Ve belki de bir çağın kaderi, o dar su yolundan geçiyor.
 

Yazarın Diğer Yazıları