Dünya Çocuklarından Özür Diliyoruz...
İbrahim Kayaoğlu
Her sabah yeni bir felaket haberiyle uyanıyoruz.
Bir yerde bombalar patlıyor, başka bir yerde açlık can alıyor. Bir ülke işgal ediliyor, bir başka ülkede milyonlarca dolar değil, trilyonlarca dolarlık yolsuzluklar konuşuluyor. Güçlü devletler birbirini tehdit ediyor; mazlum milletler ise kaderine terk ediliyor.
Gazze'de çocuklar enkaz altında can veriyor. Ukrayna'da savaş üçüncü yılını geride bırakırken toprağa düşenlerin sayısı artıyor. Lübnan'da silahlar susmuyor. Ortadoğu, büyük güçlerin hesaplaşma sahasına dönüşmüş durumda. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim dünya ekonomisini sarsıyor; petrol yükseliyor, piyasalar altüst oluyor. Dünya, barışı değil savaşı satın alıyor.
Çin'de Doğu Türkistan'da yıllardır devam eden baskılar insanlığın vicdanını yaralıyor. Afrika'da milyonlar açlıktan hayatını kaybederken, dünyanın zengin ülkeleri milyarlarca doları yeni silahlara ayırıyor. Küresel ısınma, kuraklık, seller ve orman yangınları kapımızı çalıyor; fakat insanlık hâlâ tüketmeye, kirletmeye ve israf etmeye devam ediyor.
Ne acıdır ki bugün dünya, hastanelerden çok sığınaklar; okullardan çok silah fabrikaları inşa ediyor.
Oysa Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"Bozgunculuk yapmayın. Çünkü Allah bozguncuları sevmez." (Bakara Suresi, 205. ayetin anlamı)
İnsanlık ise yeryüzünü imar etmek yerine ifsat etmeyi tercih ediyor.
Bir başka ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:
"İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu." (Rum Suresi, 41. ayetin anlamı)
Bugün yaşadığımız savaşlar, çevre felaketleri, ekonomik krizler ve ahlaki çöküş, büyük ölçüde insanın kendi tercihlerinin sonucudur.
Sevgili Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:
"Merhamet etmeyene merhamet olunmaz."
Belki de bugün dünyanın en büyük eksiği teknoloji değil; merhamettir.
Yapay zekâ üretiyoruz ama vicdan üretemiyoruz.
Uzaya gidiyoruz ama yanı başımızdaki aç çocuğa ulaşamıyoruz.
Nükleer başlıklar geliştiriyoruz ama barışı koruyacak ortak bir irade oluşturamıyoruz.
Çocuklarımız bizden miras olarak temiz bir hava, güvenli sokaklar, huzurlu bir dünya bekliyordu.
Biz ise onlara korkuyu, kutuplaşmayı, borçları, çevre felaketlerini ve savaş ihtimallerini bırakıyoruz.
Bugün dünyanın dört bir yanında çocuklar aynı soruyu soruyor:
"Biz ne yaptık?"
Aslında hiçbir şey...
Yanlış yapan çocuklar değil, büyüklerdir.
Makam hırsı uğruna savaş çıkaranlar...
Daha fazla kazanmak için insanı sömürenler...
Adalet yerine gücü, merhamet yerine menfaati tercih edenler...
Tarih onları yazacak; ama şanla değil, utançla.
Ve bizler...
Belki de çocuklarımızın gözlerinin içine bakarak söylememiz gereken cümle şudur:
"Bizi affedin... Size huzurlu bir dünya bırakamadık."
Fakat umut hâlâ tükenmiş değildir.
İnsan yeniden vicdanına dönerse...
Adalet yeniden güçten üstün olursa...
Merhamet yeniden siyaset ve ekonominin önüne geçerse...
Silahların yerini kitaplar, nefretin yerini muhabbet, sömürünün yerini paylaşmak alırsa...
İşte o zaman çocuklar bizden özür değil, teşekkür duyar.
Çünkü dünya ancak çocukların gülüşü kadar güzeldir.
O gülüşü koruyamayan hiçbir medeniyet, ne kadar güçlü görünürse görünsün, aslında ayakta değildir.