İbrahim Kayaoğlu

BARAJLARIN KAPAKLARI AÇILIYOR: YAĞIŞLAR AFET Mİ? YOKSA İNSANLIĞIN SINAVI MI?

İbrahim Kayaoğlu

Son günlerde ülkemizin birçok bölgesinde baraj kapaklarının peş peşe açıldığına şahit oluyoruz. Kimi bunu rahmet olarak görüyor, kimi iklim değişikliğinin sonucu olarak değerlendiriyor, kimi ise çok daha derin sorular soruyor.

Aslında mesele sadece yağmurun yağması ya da barajların dolması değildir. Mesele, insanlığın doğayla olan ilişkisidir.

Bugün teknoloji çağında yaşıyoruz. İnsanlık uzaya çıkıyor, yapay zekâ geliştiriyor, okyanusların derinliklerini araştırıyor. Böyle bir çağda atmosfer üzerinde yapılan çalışmaların hiç olmadığını söylemek de mümkün değildir.

Bulut tohumlama gibi yöntemlerin yıllardır çeşitli ülkeler tarafından uygulandığı bilinen bir gerçektir. Yağışı artırmak veya doluyu azaltmak amacıyla yapılan bu çalışmalar, insanların aklında şu soruyu da doğuruyor. "Acaba insanlık hava olaylarına ne kadar müdahale edebiliyor?"

Özellikle son yıllarda dünyada yaşanan sıra dışı kuraklıklar, seller ve ani iklim değişimleri nedeniyle birçok komplo teorisi ortaya atılıyor.

İran-İsrail savaşı sonrasında bazı çevreler, atmosfer üzerinde etkili olduğu iddia edilen bazı sistemlerin devre dışı kalmasının yağışları artırdığı yönünde görüşler dile getirdi. Bu iddiaların doğruluğunu ortaya koyan kesin bilimsel kanıtlar bulunmasa da insanların bu soruları sormasının temelinde devletlerin ve uluslararası kuruluşların yeterince şeffaf davranmaması yatıyor.

Bugün vatandaşın beklentisi dedikodu değil, açıklıktır.

Milyarlarca dolarlık araştırma merkezleri, üniversiteler ve bilim kuruluşları var. Peki neden toplumun zihnindeki sorulara daha net cevaplar verilmiyor? Atmosfer üzerinde hangi çalışmalar yapılıyor? İklim mühendisliği alanında hangi projeler yürütülüyor? Bunların çevresel etkileri nelerdir?

Eğer gerçekten doğanın işleyişine müdahale eden teknolojiler geliştiriliyorsa, bunların insanlığın ortak denetimine açık olması gerekir. Çünkü gökyüzü bir ülkenin değil, bütün insanlığın ortak mirasıdır.

Öte yandan kendi sorumluluğumuzu da unutamayız. Ormanları kesen, dereleri betonla kapatan, toprağı kirleten, havayı kirleten yine insandır. Doğal dengeyi bozan en büyük etkenlerin başında kontrolsüz sanayileşme, çevre kirliliği ve bilinçsiz tüketim gelmektedir.
Bu nedenle bütün suçu görünmeyen güçlere yüklemek de kolaycılıktır. Önce kendi yaptıklarımızla yüzleşmek zorundayız.

Ancak bu gerçek, devletlerin, bilim kuruluşlarının ve uluslararası kurumların hesap verme sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İnsanlığı ilgilendiren böylesine büyük konularda daha fazla araştırma, daha fazla şeffaflık ve daha fazla denetim şarttır.

Çünkü su sadece bir kaynak değildir; hayatın kendisidir.

Baraj kapaklarının açılması bugün bereketin habercisi olabilir. Ancak yarının dünyasında su savaşlarının, iklim krizlerinin ve çevresel felaketlerin yaşanmaması için bugünden sorular sormak, araştırmak ve gerçekleri ortaya çıkarmak zorundayız.

Kim olursa olsun; devlet, şirket, örgüt veya uluslararası güç...

Eğer ekolojik dengeye zarar veriyorsa eleştirilmeli, denetlenmeli ve hesap vermelidir.

Çünkü bu dünya bize atalarımızdan miras kalmadı; çocuklarımızdan emanet olarak alındı.
 

Yazarın Diğer Yazıları